1 Temmuz 2012

Zebani - Kitaptan ufak bir parça



Yorumlarına baktığımda çoğu kişinin Zebani'yi pek sevmediğini gördüm. Benimse okuyup etkilendiğim, gerçekten sevdiğim bir kitaptı.

Okurken bu kitaptan o kadar etkilenmiştim ki bu parçayı paylaşmıştım. Şimdi tekrar aklıma geldi ve gene paylaşmak istiyorum. Kitabı iyice unuttuğumda tekrar okuyacağım.

Hüzünlü bir aşk hikayesi olmasına rağmen bu metnin kitabın asıl konusuyla pek ilgisi yok. En azından görünürde. Beni neyin etkilediğini tam olarak ta ifade edemiyorum. Belki ikinci defa okuduğum da bu sorunun cevabını bulabilirim.


****

Eğer Graziana'nın hayatta emin olduğu bir tek şey varsa o da sevgili Francesco'sunun son derece iyi yürekli bir adam olduğuydu. Francesco doğup büyüdükleri Firenze şehrinde demircilik yapıyordu ve her geçen gün daha iyi nallar daha güçlü kılıçlar yapabilmek için daha çok çalışıyordu.Bazen çalışırken zamanı unutur, sonunda Graziana kapısında belirip de demir ocağına gösterdiği ilgiyi biraz da karısına göstermesini isteyene kadar başını kaldırmazdı.Graziana, zaman zaman Cehennemi'e bu kadar sıkı hazırlandığına göre önce geçmişinde çok büyük bir günah işlemiş olduğunu söyleyerek Francesco'ya takılırdı. Francesco gülerek hemen yanına geleceğine söylerdi. Graziana da gülerdi buna Cehennem kocasının gideceği son yer olabilirdi ancak.
Francesco hiçbir zaman "itanya'nın en iyi kılıç ustası" ya da "Firenze'nin en iyi demircisi!" olarak anılmamıştı ama bu umurunda bile değildi. Tek istediği iyi bir tüccar ve iyi fiyatlara çalışan güvenilir bir demirci olarak tanınmaktı. Ama en büyük isteği sadece ve sadece mükemmel bir eş olmaktı. DEmir ocağında Graziana için şahane hediyeler hazırlardı - şamdanlar, çatak bıçaklar ve muazzam mücevherler. Bir demirci olarak en büyük eserinin Graziana ve kendisi için yaptığı evlilik yüzükleri olduğunu söylerdi hep. Evlerinin bir odasını yaptığı demir oyuncaklarla doldurmuşlardı. Bir bebekleri olsun istiyorlardı. Francesco, günün birinde sevdiği kadının çocuklarının babası olmak için sabırsızlanıyordu.
Bu Francesco Corsellini pek de yakışıklı bir adam değildi. Karısı da çok güzel değildi ama. Francesco bazı kadınlar için fazla kıllı bile sayılabilirdi. Kaslı kolları makarna ve biradan şişmiş bedeninde sopa gibi sallanıyordu. Graziana onu L'Orsacchiotto -ayıcık- diye çağırıp göbeğini gıdıklardı. Francesco şöyle cevap verirdi: "bu göbeği alnımım teriyle kazandım ben. Kaslarım gevşe
di biraz işte., hepsi bu!"
Graziana gür saçlıydı ve güzel koyu renk gözleri vardı. Ama bunun haricinde onu ayıran pek bir özelliği yoktu. Yine de Francesco ona İtalya'nın en güzel kadını olduğunu söylediğinde bunu gerçekten inanarak söylerdi. Çocukluklarından beri sevgiliydiler. Francesco her gün Graziana'nın kocası olduğu için Tanrıya dua ederdi.
Graziana kocasına karşı kibardı. Francesco, Graziana'ya yürekten bağlıydı. Mutluydular.
Ve maalesef ki olanlar oldu.
Sene 1347'ydi ve Çin'den daha önce kimsenin görmediği, korkunç bir hastalık yayılmıştı. Limanladan iç bölgelere doğru yayılan salgın yangının ormanları yakıp küle çevirdiği gibi insanları silip süpürüyordu. Kasabadaki kilise çanları susmak bilmiyordu. Sesin hastalığı kovalayacağı inanılıyordular çünkü. Pek çok insan hastalığın ölülerin vücudundan yayılan kokuyla bulaştığına inanıyordu bu yüzden yüzlerinde kokulu mendillerle dolaşıyorlardı. Her yerde tütsüler yakılıyordu ama tütsü kokuları leş kokularına karışıyordu...
Bir gün Graziana akşam üstüne doğru ateşlendiğini hissetti. Biraz kestirmek için odasına çekilmişti. O gece uyandığında kasıklarının üzerinde ve koltuk altlarında yumurta büyüklüğünde yumrular olduğunu fark etti. Kara Ölüm'in yakasına yapıştığının farkındaydı.
O sırada Francesco mutfakta yemek hazırlıyordu. Hemen içeri seslenip hastalığın ona da bulaştığını ve Francesco'nun derhal evi terk etmesi gerektiğini söyledi. " Gavaccioli!" diye bağırıyordu. Kabarcıklar. Herkes biliyordu ki bu hastalığın hiçbir çaresi yoktu. Hiç umut yoktu. Francesco'dan kaçıp kendisini kurtarmasını istiyordu. "Git, Çabuk git buradan!"

Mutfaktan hiç bir ses gelmiyordu. Graziana yatağına uzanıp kocasıyla arasına giren duvarların arkasından sessizliği dinledi. Francesco, Graziana'nın ağladığını duymaması için mutfaktaki tencere tavaları birbirine vurmaya başlamıştı. Bir süre bu böyle devam etti. Sonra Francesco'nun ayak sesleri duyuldu koridorda. Graziana gelmemesi için bağırıyor, yalvarıyor küfürler ediyordu. Ama Francesco çok geçmeden elinde bir tabak makarna ve bir bardak şarapla kapının önünde belirdi.
" Biraz bir şeyler yersen kendini daha iyi hissedeceksin," dedi Francesco. içeri girip tepsiyi yere bıraktı ve gidip Graziana'nın yanına oturdu. Sonra onu öpmek için öne doğru eğildi.
Graziana geri çekilmişti. Hayatında ilk defa onu geri çeviriyordu ama Francesco bir demircinin güçlü kollarıyla karısını kendine doğru çekti ve bütün çabalarına rağmen onu uzun uzun öptü. Bir süre sonra Graziana da çabalarının hiç bir işe yaramayacağını anlayarak teslim olmuştu. Her şey bitmişti.
O gece beraberce yemeklerini yiyip yataklarına uzandılar. Dolunayın ışığı pencereden üzerlerine vuruyordu. "A luna é tenera," dedi Francesco, Ay ne kadarda narin. Gözlerini kapatıp karısına sıkıca sarıldı. Graziana'nın ağlamaya başlamıştı. Ama Francesco gülümsüyordu. Bir eliyle karısının şaçlarını okşayarak, "Sus. Ağlama. Gözyaşılarına ayıracak zamanımız yok. Hala zamanımız varken sevişelim," dedi.
O akşam üstü Graziana hastalığın en kötü aşamasına gelmişti. Üç gün boyunca öyle, beraberce uzandılar. Francesco, bir tanecik karısı kollarında acılar içinde kıvranırken üç gün üç gene boyunca ona kuğuların, muci<elerin ve büyük aşıkların olduğu hikayeler anlattı. Üçüncü gece, saat egce yarısını vurduğunda karısının öksürüklerine uyanmıştı. Graziana yüzünü son bir kez ona döndü.
"Buraya kadarmış."
"Yakında görüşürüz," dedi Francesco.
Graziana son nefesini verirken Francesco da karısını son bir kez öptü. "Ti amo," dedi Graziana. Seni seviyorum
Graziana gözlerini kapadıktan sonra Francesco da karısının parmağındaki evlilik yüzüğünü çıkardı. Onun durumu da giderek ağırlaşıyordu ama yine de güçlükle de olsa yataktan kalmayı başardı. Mide bulantısı ve ateşten ayakta durmakta zorlanıyordu ama kendini demirci ocağına kadar sürükledi. Yapılacak tek bir şey kalmıştı.
Ateşi yakıp ocağı ısıttı. Kendi yüzüğünü de çıakrıp karısınınkiyle beraber eritti ve sıvı halindeki demiri okbaşı şeklinde bir kalıba boşalttı. Okbaşı hazır olduğunda onu bir sapa geçirdi. Her zamanki gibi okun doğru uzunlukta ve düzgün olduğundan emin olmak için bir kez daha kontrol etti.
Sonra duavrda asılı tatar yayını aşağı indirdi. bu yay büyük bir okçu olan ve Francesco ile erkek kardeşi Bernando henüz bebekken ölen babasına aitti. Babası öldükten sonra bir silah arkadaşı onu Frenze'ye kadar getirip çocuklarına teslim etmişti. bu Francesco'ya babasından kalan tek şeydi. Bir tek bu. Babasını hatırlamıyordu bile.
Sonra tekrar yatak odasına, Graziana'nın yanına döndü. Camı açıp oku ve yayı dışarı bıraktı. Şafak Sökmek üzereydi. Yoldan geçen bir çocuğa seslenip köyün başka bir tarafında yaşayan kardeşini çağırmalarını söyledi. bir saat sonra Bernando yatak odasının camının önünde bekliyoru.
Francesco kardeşini daha fazla yaklaşmaması için uyarmıştı. Hastalığın ona da geçmesini istemiyordu. Yalnız ondan son bir isteği vardı.
"Ne olursa," dedi Bernando. "Son dileğini yerine getirmekten onur duyarım."
Francesco dileğini açıkladıktan sonra yüzü pencereye dönük şekilde yatağın kenarına oturdu. Bernando gözyaşları içerisinde yayı kaldırıp oku yerine yerleştirdi, derin bir nefes aldı ve babasının ruhundan oku hedefine ulaştırması için yardım dilendi. Sonra yayı bıraktı ve ok yerinden fırladı. Tam isabet etmişti. Ölüm o anda gerçekleşmişti.
Francesco, kalbinde birbirine sıkı sıkı bağlanmış evlilik yüzükleriyle Graziana'nın yanına devrilmişti. Bu adam aşkı yaşamış ve aşk için ölmüştü.

Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

5 yorum:

  1. Bu kitabı birçok kişinin elinde gördüm...Sevilen bir kitap olmalı ama; kitabın kapagından korkunç bir kitap olduğunu düşünüp okumadım... :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında kitabın kapağı ile pek alakalı değil biliyor musun Hande. Birde ucuz bir kitap. Bir çok indirimde yer aldı. Benim alma sebebim de oydu.:D

      Sil
  2. Bu kitabı çok fazla görmüştüm ama almadım.Bundan sonra alırım ama:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence okunması gereken bir kitap :)

      Sil
  3. Adsız26.8.12

    kesinlikle çok farklı,akıcı ve kendine hapsettiren bir kitap.

    YanıtlaSil