30 Nisan 2013

Kitap Yorumu: Soldan Ikinci Mezar || Darynda Jones // Alıntılar

Soldan İkinci Mezar
Darynda Jones

Tür: Aşk, Doğaüstü, melek, 
Goodread Puanı: 4.29
Sayfa: 336
Çevirmen: Bilge Gündüz
Seri: Charley Davidson 2 /6/ 1. Kitap Yorumum
Orjinal ad: Second Grave on The Left
İlk çıkış: 01.2012
Tr çıkış: 03.2013
Puanım: 
Ölüm Meleği Charley gene işbaşında

Sağdan Birinci Mezar’ın devamı niteliğindeki Soldan İkinci Mezar’da da olağanüstü güçlere sahip özel dedektif Harley Davidson’ın maceraları anlatılıyor.

Bu kitabın hikâyesi, Sağdan Birinci Mezar’ın bittiği tarihten bir hafta sonra başlıyor.

Charley’nin en yakın arkadaşı Cookie bir gece yarısı onu uyandırarak kaybolan bir arkadaşıyla ilgili yardım ister. Cookie’nin arkadaşı Hazel üç çocuklu, evli ve ailesine düşkün bir kadındır. Beş gün önce, hiçbir sebep yokken bir anda ailesini bırakarak sırra kadem basmıştır. O gece Cookie ve Charley, Hazel’ı bulamaz ama kadının kocası Warren Jacobs, karısını bulması için Charley’yi tutar. Charley bu davanın peşinde koşarken bir yandan da ilk kitapta yarım kalan büyük aşkı Reyes Farrow’la ateşli maceraları sürecektir.

28 Nisan 2013

Dizi: Cougar Town


Yeni bir dizi ve ben.
Sevdiğim türden üstelik; sitcom.

4. sezonu sürüyor, boşanmış, 40'ında bir kadının oğluyla, arkadaşlarıyla, eski eşiyle ve işiyle olan problemlerini anlatıyor. Özellikle de aşk hayatına yöneliyor. Erken hamile kaldığı için en güzel yıllarını kaçırdığını düşünüyor.

Nasıl mı buldum? Nasıl mı başladım?

Bu aralar ölesiye Scrubs izliyorum, izleyenler bilir orada Jordan adında tam bir biç kadın vardır. Doktor Perry'nin karısı, çocuğunun anası. Tüm olay onunla başladı, o kadının mimiklerini, ses tonunu nasıl sevdiğimi düşünmemle devam etti. Imdb'de araştırırken Scrubs'dan sonra Cougar Town'da oynadığını öğrendim. Durur muyum? No fucking way.

Hemen açtım ve izlemeye başladım. Nasıl gülmekten yarılıyorum. Patavatsız Jules Cobb'un halleri mi Paper Buddy'si ile olan ilişkileri mi ya da aslında 27 (bu arada çok sevimli gel bir takılalım dese saniye düşünmem) olan ama dizide 18'inde ki oğlunu oynayan Dan Byrd'ın konuşmaları ve halleri mi... 1. sezonun ilerleyen bölümlerimde gay konuşması... sitcom severleri bu diziye davet ediyorum.

Bu arada o Gazete arkadaşı ile çıkacak bunu hepimiz biliyoruz.

Dizideki ikili ilişkiler öyle çok hoşuma gidiyor ki. Baş rolde oynayan Courteney Cox ve onun komşusu ve en iyi arkadaşını oynayan Christa Miller beni yerlere yatırıyor. Zaten sırf o kadın için diziye başladım ve bu benim için çok tatmin edici oldu. Bu arada Jules'ın eski koşası çok şapşal, çok tatlı. Boşanmalarına rağmen hâlâ hayatından çıkmamış olması ise ne kadar garip olduğunun bir kanıtı denebilir.

Çok sevdim, çok gülüyorum, çok merak ediyorum. Koca, eş, barmen ya da ergen fark etmiyor. Her karakter bir çocuk. Mız mız sevimli, kaba. biç, pislik hain, acımasız... :D Duygusal...

Bu tür dizilere bayışıyorum. Toplamda 20-25 dk olması ise beni için harika. Bir kaç haftadır, belki ay bu tadda bir sitcom arıyordum. En sonunda buldum! Üstelik 4 sezon çekilmiş :D



Christa Miller, bu kadına nasıl bayılıyorum. Gülümsemesi, ses tonu, hareketleri. Şöyle bir bakıyorum, bulursam filmlerini falan bile izleyeceğim. Her yerde görmek istiyorum.

Bu arada 48 yaşındaymış??? o.O

Şok oldum. 40'dan bir yaş fazla söyleyemem... Hatta belki 35 falan. Estetik, kozmetik sen nelere kadirsin! Kocasının dizilerinden başka yerlere de yönelsin lütfen! :P

27 Nisan 2013

10. ÜKG Blog Turu: Davet || J. K. Beck // Kitap Yorumu + Çekiliş



Türkiye'nin ilk blog turuna hoş geldiniz! 
10. turumuzda Arunas yayınlarından çıkan, yeni bir seri olan Davet'i inceliyoruz. 
Bugün başlayan turumuz 3 gün sürecek ve her zaman olduğu gibi sizleri merak içinde bırakacak.

Bu ay ki kitabımız bir paranormal/Şehir Fantazisi hastası olan ben için özellikle seçilmiş gibi. Üstelik tam da vampir yazılarımın üzerine gelerek hoş bir sürpriz oldu. Son ana kadar kitabı okumadığımı itiraf etmiş oldum sanırım burada. :D


27 Nisan:Kitap Esintisi - Kitap Yorumu
28 Nisan:Romancekolik- Kitap Yorumu+ Okuyucu Testi
28 Nisan:Kitap Hayvanı'nın Günlüğü- Ön Okuma
29 Nisan:Sevgili Kitap || Yorum + Karakter Fihrisi
29 Nisan:Zimlicious - Yazarla Söyleşi


Davet
J. K Beck

Tür: Aşk, Şehir fantazisi, Paranormal, Vampir, Polisiye
Goodreads Puanı: 3.70
Sayfa:504
Orjinal Adı: When The Blood Calls
Seri:  1/6
Çeviri: Burcu Çelik
İlk Çıkış: 2010 Ağustos
Puanım: 
Hepimiz pişmanlıklarla yaşamak zorundayız...

Boğazından kopup gelen küçük bir iniltinin ardından kot pantolonunun ön kısmında da bir şişlik belirdi. Şeytan dışarıya çıkıp biraz oyun oynamak istiyordu.

Gölge Varlıkları daha önce hiç böyle tanımadınız.

Onların dünyasının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz?

İnsanlar ve gölge varlıkların bir arada yaşadığı, hatta aralarında bir sözleşmenin bulunduğu bir düzen...

Bu sözleşmeye uymayanları cezalandırmak üzere kurulan gizli mahkemeler...

Serinin bu ilk kitabında başrolleri çok güçlü ve çekici bir erkek vampir ile bu mahkemelerde savcı olan bir kadın paylaşıyor. Gizem ve şehvetin iç içe geçtiği muhteşem bir fantastik serüven...

Onun dikkatini çeken şey kırmızı rujlu ve pembe elbiseli porselen bir bebekti. Bebeğin önlüğünün üzerine küçük bir kâğıt bırakılmıştı. Kâğıtta şu yazıyordu: Sıradaki...

Kalbi deli gibi atmaya başlayan Sara hemen kapının arkasındaki masanın üzerinden aldığı bir kurşun kalemin silgi ucunu kullanarak bebeği ters çevirdi. Daha sonra yine kalemi kullanarak bebeğin kıyafetini kaldırdı. Bebeğin tam dikiş yerinin üzerinde siyah harflerle...


Dünyayı Tanıyalım

Öncelikle size Davet'in dünyasından bahsetmek istiyorum. 
Yazarımız J. K Beck, bizim dünyamız içinde farklı kurallarla, farklı yasalarla işleyen paranormal bir dünya yaratmış. Üstüne yetmezmiş gibi birde bürokrasi'yi eklemiş. İşler biraz garip yürüyor ama yasanın, kanunun ve devlet memurlarının olduğu konusunda size garanti verebilirim. Onlardan kaçış yok. Eğer Polisiye ve paranormal seviyorsanız bu kitapta  kesinlikle size hitap eden bir şeyler bulacaksınız.

Yaratılan bu dünya da iblisler, vampirler, doğaüstü güçlere sahip insanlar, şekil değiştiriciler ve daha niceleri var. Ancak, bu dünyanın tek bir çiğnenemez yasası var; bir insan öldürürseniz her şey biter. Eğer öldürürseniz, idam kaçınılmaz. Dedektifler de bu tehtidi sonuna kadar geçerli kılmaya çalışıyorlar.

Kitabımız aslında vampirlere odaklanıyor, onları biraz tanımak da fayda var. Bu vampirler kan içiyor, oldukça medeni davrana biliyorlar ancak dönüşüm sırasında içlerindeki "şeytan"la başa çıkamazlarsa işte sahtekârlar doğuyor ve bunlar devletin paranormal yaratıkları avlamak için kurduğu büro tarafından öldürülüyorlar. 

Olaylar Sara ve Luke'un macerasına odaklanıyor. Tek bir kişinin gözünden anlatılmaktansa çeşitli karakterlerin bakış açısını bize sunuyor, bir nebze de olsa olayların gerçek yüzünü keşfetmemiz konusunda bize fırsat sunuyor.

Yorumum

Kitabın şehir fantazisi olması beni gerçekten çok memnun etti, ilk olarak bunu söylemek istiyorum. Yıllardır en sevdiğim tür olmuştur. Bu kesinlikle benim için bir artı.

Davet hakkında düşüncelerime gelirsek, kitabın biraz fazla oynak olduğunu düşünüyorum. Karakterler arası olaylar, bakış açıları çok atlıyor ve 50. sayfaya gelene kadar ne olmuş, ne bitmiş kimin hikâyesi okuyoruz, kim iyi, kim kötü bilemiyoruz. Bu beni biraz sinir etti. Hangi karaktere odaklanmamız gerektiğine bile karar veremiyoruz...

O dönüm noktasından sonra Sara ile tanışıyoruz. O ana kadar paranormal dünyadan habersiz bir karakter. İşindeki üstün başarılarından dolayı terfi ettiriliyor ve teşekkür mü etse, lanet mi okusa bilemediği paranormal suçlular dünyasına adım atıyor. Ve bu adım onun için pek hoş olmuyor.

Luke yaklaşık 2000 yaşında olan o affedilmez suçu işlemiş bir vampir. Sara ile bir mazisi, öldürmek için nedeni var. Aynı zamanda sağlam bağlantıları ve gizli görevleri. Onun hikâyesini ortaya dökmesini okumak bence eğlenceliydi.

Savcı Sara'nın sürekli lafı döndürerek konuşması beni oldukça sıktı, işin gereği olarak bunu kitaba eklemek doğru bir karardı belki ama bir yerden sonra gerçektende bitsin dedirtti. Oldukça yavaşlatan anlardan biriydi.

Bana çok uzun gelen bir "paranormal dünya bu" anlatımı ve gereksiz  Alice ve Oz Büyücüsü betimlemelerinden sonra olaylar iyice hareketleniyor. Erkek karakterimiz Luke, en sonunda eski bağlantıları çağırıyor ve koşuşturma heyecan, aşk devam ediyor. Bu kadar tanışma kafi.

Bu arada niye bilinmez ama ben koyu saçlı olmasına rağmen Luke'u egzotik ve uzun beyaz saçlı hayal ettim.

Davet akıcı bir kitap, yer yer terimler biraz kafa karıştırıyor ama çabuk alışıyorsunuz. 

Ben özellikle Sara'nın biraz salak olduğunu düşündüm, zira bir sahnede adamın zihnini okuduğunu düşündüğünü söylüyor. Sonrasında ise sır saklamaya çalışıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Luke'da ondan pek farksız değil, okuyunca göreceksiniz.

Davet kütüphanem de aşırı tutkular uyandırmayan orta düzeyde, seri ilerledikçe daha da oturacağını düşündüğüm bir kitap olarak kaldı.

Luke için okunabilir, Sara'yı göz ardı edebilirsiniz. Normal de ölsem böyle bir şey demem ama Sara'ya gerçekten ısınamadım...

Doyle ise kitaptaki ilginç karakterlerden biriydi.



description

Edisyon hakkında

Kitabın edisyonunda bir kaç yazım hatası mevcut, okurken biraz rahatsız ediyor. Ayrıca kitabın puntosu ve aralarında ki boşluklar beni çok rahatsız etti. Herkes benim gibi düşünmeyebilir ama ben orta kıvamda bir punto ve paragraflar arasında boşluk olmamasından hoşlanıyorum. Dakikada bir sayfa değiştirmek okuma zevkimi gerçekten mahvediyor. Kitabın kapağının ise çok can alıcı olduğunu düşünüyorum. O açıdan serinin ikinci kitabını merakla bekliyorum.

Veda &Çekiliş

ÜKG turunda benim yerim bu kadardı. Sizlere veda ediyorum ve çekilişe davet ediyorum! İyi hafta sonları!

 Paranomal dünyadan kopmayın, gerçekler yatağınızın altından fırlayabilir.


a Rafflecopter giveaway




Katkılarından dolayı Arunas Yayıncılığa teşekkür ederiz.

26 Nisan 2013

Kitap Yorumu: Walking Disaster || Jamie McGuire


Ayaklı Bela
Jamie McGuire 

Sayfa: 433
Tür: Romance, aşk, NA
Goodreads: 4.36
Seri: Beautiful 2
Çeviri: Boran Evren
İlk Çıkış: Nisan 2013
Tr Çıkış: Ağustos 2013
Puanım: 

Yorum & Düşüncelerim

Tatlı Bela'yı geçen ay ki ÜKG blog turunda ele almıştık, çok beklenen ve bir çok kişi tarafından sevilen bir kitap olmuştu. Ne şanlıydık ki (o zamana göre) biz blog tur yaparken serinin 2. kitabı Walking Disaster yayınlanmıştı. Üstelik Travis'in gözünden anlatılıyordu.

25 Nisan 2013

Kapaklarıyla Ben buradayım Diyen Kitaplar


descriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescriptiondescription

23 Nisan 2013

Hangi Vampirleri Okumuşum?


Bence vampirler nedir diye geçen gün bir yazı yazdım, çok da ilgi gördü. Canım gene vampirlerden ve okuduğum kitaplardan bahsetmek istedi. Bence yeni bir hobi edinmem gerekiyor.

Bu sebeble bende hem okuduğum vampir serilerini yazayım, hem de gene geyik yapayım dedim. Kendinizi hazırlayın uzun bir liste geliyor. Çoğunluğu seri olduğu için seri adını yazacağım, yanına da öneriyorsam onu ekleyeceğim. Dedikodusunu da yapacağım haliyle. Sırf o yüzden yazıyorum.
Bir kaç tane kitap atladım.
Hangi sırayla gitmeliyim diye düşündüm, ama karışık gideceğim.  O yüzden yeni çıkmış kitaplar da olabilir.
Goodreads'ta 256 tane gözüküyor vampir içerikli kitaplarım, ama normalde daha fazla olduğuna inanıyorum. Etiketleme biraz baştan sağma olmuştu zamanında :D Burada baz aldığım listemi görebilirsiniz. Herkese açık. Merve'nin Vampir Rafı.

Not: GR puanları serin değil, serilerin ilk kitabının puanlarıdır.

21 Nisan 2013

Benim Gözümden Vampirler Alemi.


Bu yazıyı tek yazma nedenim vampirler hakkında geyik yapmak istemem desem? ve Tabii diğer prn'ler hakkında. Nereden çıktı bilmiyorum ama azıcık Alacakaranlık'tan girip benim sevdiğim seksi vampirlerden çıkmak istiyorum. Sonra belki biraz meleklere ve hiç okumasam da zombilere girerim.

Eh, bende Kürek Surat Edward'la paranormal dünyaya girmiş kişilerdenim, zaten benim yaşlarımda olup girmeyen var mıdır? İlk filmi izlemiş, bu parlak vampire hayran olmuştum. Sonra hemen kitaplarını almış, 3 günde de bitirmiştim. O zamandan kalma bu tek günde kitap bitirme alışkanlığım. Annem o ara bayağı endişelenmişti. Tüm gün kitap okuduğum için.

Sonrasında kuzenimden aldığım Güneyli Vampir Serisi var. Mellissa P.'nin kitaplarını da ondan okumuştum. Piç beni çok yanlış yönlendirmiş baksanıza. Neyse, Sookie ile öyle tanıştım, içinde seks oluşu beni daha bir çekti ve yıllarca benzeri kitapları okuyacağım seriyle karşılaştım. Bir şekilde Anita Blake serisinin 2. kitabı elime geçmişti.Bende bayılmıştım tabii. Ondan sonra dayımın bilgisayarından araştırdığımı ve Anita Blake'i sağda solda, Dizi-film forumunda gördüğümü hatırlıyorum. O zamanlar ya fazla yoktu, ya da beni çekmiyordu vampir kitapları. Tek Anita'yı hatırlıyorum. Bir kaç ay nette melün melün ona bakmıştım. Okuldu falan bir kaç ay ertelemiştim serinin devamını almayı, en son yazın canıma tak etmiş ve gidip  almıştım Anita'yı. Ne şanslıyım ki Inkilap Kitabevinde vardı. Zira sonradan baskıların bittiğini falan duydum. Hepsini getirttim. Çok güzel fiyat girdi ama değdi. Tek sorun karışık okudum. Aman sallayın.

Sert kadın karakterlerle böyle tanıştım, Sookie'yi saymıyorum tabii. Orada Jean-Claude a aşık oldum. Aynı yaz içinde serisi 2 kere okudum. Karacamdan Kelebeği ise 3 kere. Benim için harbi vampir Eric ve Jean-Claude'dur. Dişlerini geçirmekten çekinmez, vahşi ve seksidirler. Güçlüdürler. Kadınlar onlara karşı koyamaz, gündüz dışarı çıkamaz falan.

Eh, Eylül geldi. Seri çıkmıyor. En son kitap 2 yıl önce çıkmış, Artemis'e lanet okuyorum. Lanet girsin, dedim ve ingilizce okumaya başladım. Allahım, net yok evde, sözlükte aradığım kelimeler yok. ilk üç sayfayı okumam tüm günümü aldı, sonrasını hatırlamıyorum. Ama kitabı 3 ya da 4 günde, belki daha fazla sürede, her gün 12-16 saat okuyarak bitirdim. Diğerleri de benzer ama daha kısa sürede okundu. Zaten Laurell K.ile beraber bildiğin kitap yerine tuğla yazmış.

Neyse böyle bir girişin ardından bulabildiğim tüm vampirli kitapları bitirdim, Gece Avcısı, Cassie Palmer ve niceleri. Bence vampirler ışık saçmamalı ve güneşe çıkamamalı...

Vampirleri eskisi kadar okumasam da o çılgın dönemde başladığım serilere hâlâ devam ediyorum. Tek istediğim içinde Çetin Ceviz bir kadın karakterin olması... Bazen o dönemi özlüyorum, gidip okuyayım diyorum, zira şu an nasılsa o zamanda deli gibi vampir çıkıyordu. Böyle devam ediyor işte vampirler...

O vampirlerden sonra hiç böyle bir takıntım olmalı, belki biraz meleklere sardım, onlar da da Nalini'nin Guild Hunter'ından başkası pek sarmadı beni. O yüzden arka plana atıldı.

Hala bir gün Anne Rice okuyacağım.
Bu arada Sookie bitiyor yaa. Vampir olmalı.
Sanırım döktüm içimi gidebilirim. Sizlerde bahsedin biraz, nereden gelir bu vampir takıntınız?

Bu arada vampir okumayı severim ama hist okumaktan nefret ederim. Yani modern dünya da yaşamalı benim vampirim.


ÜKG Özel Öküz Etkinliği: Oniks || Jennifer L. Armentrout // Kitap Yorumu+ Yazarla Söyleşi + Çekiliş



ÜKG tarafından da çok ama çok sevilen, fantastik alemin en öküz karakteri için bu hafta sonu kolları sıvadık. Dün başlayan turumuz yarın buluyor. Ama sizleri çok güzel yazılarla uğurluyoruz. Ancak biliyoruz ki biz ne dersek diyelim siz zaten ya kitabı aldınız ya da alacaksınız. İşte biz buna ÖKÜZ ETKİSİ diyoruz! Aylardır her taraf yı-kı-lı-yooo!

Lux serisinin ilk kitabı Obsidiyen'i hatırlamak (ki hiç unuttuğunuzu düşünmüyorum) için yorumuma BURADAN bakabilirsiniz. Okuyucu testi de var üstelik!

19 Nisan 2013

Film: Oblivion || Joseph Kosinski



Bir sinema günü ve ben gene burada filmden bahsetmek istedim. Aslında sinemaya gitmek gibi fikrim yoktu. Her zamanki gibi metrobüste boş boş dışarı bakmak zihnimin lastik yakmasına neden oldu ve sinema arkadaşım Ozan'a mesaj yolladım. Oda benim gibi bu sinema akşamlarını özlemiş ve hemen hangi seans, nerede ayarladık ve buluştuk. Çok da özlemişiz birbirimizi. Çok güzel sohbetler ettik. :D

Oblivion'un fragmanları aylardır dönüyordu, eh bende bilim kurgu (yani besbelli) olduğu için çıkış tarihini bekliyordum. Tabii vizeler falan girdi unutmuşum, çok da güzel denk geldi. Belki de metrobüs duraklarına asılan afişlere teşekkür etmeliyim.

 Film ve filmden çıktıktan sonra aklımda ki tek düşünce "O IMAX teknolojisi nedir abi." Bildiğiniz dvdrip yerine bluray izliyorduk. Aylardır sinema günlerinde eksik olan faktör, bu filmle aramıza katılmış oldu. Görüntü muhteşem, ses muhteşem. Birde film muhteşem olsaydı çok güzel olacaktı. :D

Oblivion'da tam olarak tarihi hatırlamasam da 2075 gibi bir yılda geçiyor. Dünya uzaylılarla savaşa girmiş ve nükleer bombalar patlamış; İnsanlar savaşı kazanmış ama evlerini kaybetmişler. Başka  bir gezegenle yaşıyorlar. Dünyanın hali harap, her taraf çöl... Binalar rezil, gezegen de insan yok...

Burada Tom'u yani Jack'i görüyoruz. Üstün teknoloji ürünü makineleri tamir etmekle görevli. bu makineler dünyada kalan son kaynakları çeken makineleri koruyor. Gezegende hâlâ uzaylılar mevcut... Jack 5 yıllık bir görevin son demlerinde. Ama  bizim Jack 5 yıldır orada değilmiş gibi son 2 hafta kala sorgulamaya, dünyaya bağlılığını göstermeye başlıyor.

Konusu böyle işte. Size daha fazla anlatırsam filmin tadı kaçar. Benim düşüncelere geçersek,

Bu filmde bayağı sıkıldım, biraz da uzun bir film. Hele sadece 2 sonra da 3 kişinin arasında geçiyor olması beni çok bunalttı. Bir de görüntü kalitesi dışında kurgu o kadar tahmin edilebilirdi ki. Arkadaşım size şahitlik yapabilir; filmi ilk kez izlememe rağmen karakterlerden bire bir alıntı yaptım.

Filmde tek övülecek yer görüntü kalitesi ve dünyanın şekliydi, artık nasıl bir terimi var gerçekten bilmiyorum. Sahneler, kamera açıları? Kullanılan dekor? Kıyafetler?

Filmin sonu da az çok belliydi.

Bu arada Tom Cruise'u çıplak -yarı çıplak- görmek istiyorsanız kaçırmayın. Adam yaşına göre hiç fena değil.


Andrea Riseborough ise beni güzelliği ile kendisine hayran bıraktı... Gözleri çok güzeldi...






Her şeyin anahtarı olan bir karakter var; alarm görevi görüyor. Kendisi Olga Kurylenko. Bu kadın filmin sonunda öyle bir açıdan çekilmiş ki, ben Catherina Zeta-Jones sandım ve şüpheye düştüm. Acaba o mu? Tabii değilmiş. Zaten o kare dışında pek de benzetemedim.



Tom'un kullandığı araç çok hoşuma gitti, bana matrix'i hatırlattı. Belki aynı teknolojiyi kullanmışlardır diye düşündüm. Bende istiyorum ondan bir tane. Dalışlar çok hoştu.




Bilseydim gider miydim? Cevabım evet olurdu sanırım. Sırf imax'i tecrübe etmek için... Size önerir miyim? Bilemiyorum. Hani bayılarak izlemediğim, sıkıldığım bir filme gidin demek istemiyorum. Siz bilirsiniz.

Film vizyona daha yeni girdi, az çok merak ettiyseniz hâlâ vaktiniz mevcut.

15 Nisan 2013

Kitap Yorumu: Comfort Food || Kitty Thomas



Tür: Bdsm,yetişkin
Goodreads puanı: 3.76
Sayfa: 138
Türkçe: -
Çıkış:  mart 2010
Puanım: 

Comfort Food adına kanılıp okunacak bir kitap değil, bunu şöyle altını çizerek belirteyim. Ki ben içeriğini bildiğim halde gene de biraz şok olduğumu da açıklamalıyım.

Bdsm köle-efendi okumaya alışkın olduğumu söyleyebilirim; hani okuyoruz böyle şeyleri. Ama Comfort Food beni çok rahatsız etti; soğuk bir merak ve birazda iğrenme ile okudum.

Stockholm sendromunun dibine vurmuş bir kitaptı.

Şöyle kısaca konusundan ve bende uyandırdığı hislerden bahsetmek istiyorum; bir daha da okumam sanırım bu kitabı ya da benzer bir kitabı.

14 Nisan 2013

Kitap Yorumu: Binding Agreement || Kyra Davis (Just One Night #3)


Goodreads Puanı:3.74
Tür: Erotik, Aşk
Sayfa:128
Türkçe:-
Çıkış: Mayıs 20-2013

Kasie'nin aşk hayatı işini tehdit ediyordu ve seksi milyarder Robert Dade her geçen gün daha da kontrolcü olurken, ilerlediği yolu neyin yönlendirdiğini çözmek zorundaydı.
Onun güçü, başarısı ve maceracı ruhuyla baştan çıkıyordu.
Tek bir dokunuşuyla ve bakışıyla hissettiklerine tutsak olmuştu.
Ama mutlak gücün ve zevkin bedelini Kasie karşılayabilir miydi? Ve ona her şeyi veren adamı gerçekten tanıyor muydu...
Yoksa o hâlâ bir yabancı mıydı?



The Stranger serisini aylardır bekliyordum, 3 kitaplık bir seriden oluşuyor ve yaklaşık 2 aylık aralarla yayınlanıyordu. İlk kitabı netgalley aracılığı ile almış sevmiştim, buda 2. ve sonuç olarak 3. kitabı okumamda büyük rol oynamıştı.
1. kitap yorumum
2. kitap yorumum

Geçen gün (En sonunda) Edelweiss son kitabın arc'sini bizlere sundu ve bende zevkle okumaya başladım.

Yorumum


Kyra Davis diğer iki kitapta kullandığı tarzda yazmıştı bu kitabı da. Soğuk ve düz bir anlatımı vardı. Bende bu yüzden sevdiğimi dile getiriyordum zaten. Yalnız son kitapta çok sıkıldım. Gereksiz yere uzatıldığını ve nihayetinde baydığını düşünüyorum.

2. kitapta kızımız güya Dade'i terk etmişti. 3. kitabın başında bu olay yalan oluyor tabii, kızımız bacakları açık atlıyor bizim yakışıklı Ceo'nun kucağına. Sonrası daha karmaşık. Yok kızımız kendi özünde güç buluyor da, yok kendi egemenliğini kuruyor da falan filan.

Kurgusu hoşuma gitmedi. Olayların gidişatı hoşuma gitmedi. Hele kitabın sonu hiç hoşuma gitmedi, zira sen bir adamın 6 ayda değişeceğine nasıl inana biliyorsun ki?

Burada spoiler vermemek için ölüyorum bu arada, kızgınım. Kızgın olunca çenemi tutmam zorlaşıyor. :D

Dave ile işler 2. kitapta bitmişti bu öyle de devam ediyor.

En çok beğendiğim şeyler Dade'in kendisini ay ve denize benzetmesi oldu sanırım, ama bununda suyunu çıkardığını itiraf etmeliyim. Her şeye rağmen kitabın romantik bir anlatımı var. O duyguyu hissedebiliyorsunuz.

En sevdiğim karakter ise psikopat olmasına rağmen Asha oldu. Onun hikâyesini de yazsa okurum hani... istisnasız. Kız sert ve direkt. Aslında bir nevi şeytanı, yılanı oynuyordu kitapta. Bu nedenle sevdim onu. :D

Sonuç olarak "eh işte" diyebileceğim, ama beklentilerimi karşılamayan bir kitap olarak hatırlayacağım. Birde 3 yerine tek kitapta çıkarsaymış, daha iyi olurmuş. Gereksiz yere çok uzatmış. Ayrıca Dade'e kılım ben, hıh.



Kyra'nın diğer kitapları

descriptiondescriptiondescriptiondescription

13 Nisan 2013

Kitap Yorumu: Parçalanmış Krallıklar || N. K. Jemisin

Parçalanmış Krallıklar 
N. K. Jemisin

Tür: Epik fantezi, Aşk, Büyü.
Sayfa:396
Çevirmen: Kader Çekerek
Goodreads Puanı: 4.04
Seri: Miras Üçlemesi 2. kitap
Çıkış tarihi: 04.2013
Puanım:  

Yerağaç'ın altındaki Gölgeşehir'de, büyülü geçitler açılıyor, Tanrılar fanilerin arasında saklanarak yaşıyorlar.
Kör bir sanatçı olan Oree Shoth, bir gün çöplüğünde yarı ölü bir adam bulur. Adamın güneş gibi parıldadığını fark eder; Oree aslında büyülü olan şeyleri görebilme yeteneğine sahiptir. Oree hiç konuşmayan bu adamı tekrar hayata döndürmeye çalışırken birileri Tanrıları öldürüp bedenlerini şehrin dört bir yanına bırakmaya devam eder.
Oree'nin kalbini çalan tuhaf konuğu onu ölümcül bir tehlikenin ortasında bırakır. Katillerin istediği o mudur yoksa Oree mi; Arameri Kralı'nın dünyevi gücü müdür yoksa Karanlık Tanrı Nahadoth'un kendisi mi?
Fantastik edebiyata yepyeni bir soluk getiren Miras Üçlemesi'nin ikinci kitabı Parçalanmış Krallıklar, şaşırtıcı bir şekilde devam ediyor.
"Bazı kitaplar iyidir, bazılarıysa muhteşem fakat çok azı gerçek anlamda önemlidir... Bu kitap, yılın en okunmaya değer kitabı."
-Bookpage-
"Yeryüzüne inmiş Tanrıların köle olarak yönetici sınıfa hizmet ettiği, büyüleyici egzotik bir dünya... cinayet ile ihtiras bir arada."
-Library Journal-

11 Nisan 2013

Film: Göçebe || Andrew Niccol

description



Filmden çok müzikleriyle ilgilendik biz, birde Jared ile olan öpüşme sahneleriyle tabi. Kız resmen ruhunu çaldı çocuğun.

9 Nisan 2013

Kitap Tanıtımı: Archangel's Legion || Nalini Singh



Archangel's Legion  
Nalini Singh

Tür: Aşk Hikâyesi, Paranormal, melek, vampir, 
Seri: Lonca Avcısı (Guild Hunter) 6
Goodreads Puanı: ----
Sayfa: -
Çıkış: Ekim 2013
Türkçe: Artemis Yayı. (1. kitap çıktı sadece)
Bilinmeyen, saldırgan bir güç tarafından hedef alınan melekler, New York'un gök yüzünden düşüyor.

Vampirler imkânsız hastalıklardan ölüyor.

Lonca Avcısı Elena Deveraux ve Başmelek Raphael, tüm şehri ve insanları etkisi altına almadan, New York'u harabeye dönüşmeden ve Raphael'in kulesi düşman melekler tarafından işgal edilmeden önce, ölüm dalgasının kaynağını bulmak zorundalar.

Şehri kurtarmak için canla başla savaşırken, daha karanlık bir güç can buluyor ve soğuk gözlerini New York'a ve Raphael'e dikiyor. Kan kırmızı nehirler ve ete bürünmüş kabuslar, dünya asla eskisi gibi olmayacak...

Bizim dünya uyuşuğu yazarımız (Yarı latife yapıyorum, kadın motor gibi yazıyor. :P) Nalini geçen hafta içinde hem Lonca Avcısı'nın 6. kapağını, hem de tanıtımını yayımladı. Benim gibi peşinde ağzının suları akarak dolaşan, paranormal hastası kişiler biraz nefes alabilsin, Ekim'e kadar bir nebzede olsun tırnaklarını ağzlarından çekebilsin diye bu gönderiyi hazırlayayım dedim. İyi ettim değil mi? - Kafaya pat pat.



Şöyle azıcık kapağa sulanayım; çok güzel be! Mos mor. Elena'yı özledim belki ondan. Bizim All Killer Book blogunun sahibi Elena'nın biraz kilo aldığını söylüyor, ben parayı bulunca silikon yaptırdığını düşünüyorum. Gerçi cover kızı olarak ne kadar kazanıyor olabilir ki? Neyse, kanatları ve saçıyla ve Rap ile olan muhteşem aşkıyla kendini çok özleten demir bilek melek geri dönüyor. Biz de burada nefesimizi tuttuk bekliyoruz.

Bu arada bu kitabı benden önce okuyan yabancı bloggerlar falan olacak, onlara şimdiden lanet okuyorum.

description

Not: Bu seri %100 ısrarla önerilir.

Önerilen Bağlantılar:

Nalini Singh Fiji'de doğdu ve Yeni Zellanda'da büyüdü. Üç yılını Japonya'da çalışarak harcadı. Şuan Tekrar Yeni Zellanda'da yaşıyor ve hâlâ gezi planları yapıyor.| Resimler| Şu ana kadar avukat, kütühaneci, ingilizce öğretmeni ve çeşitli işlerde çalıştı. 2002'den beri aktif bir yazar olarak çalışıyor.
Site/Facebook