14 Şubat 2014

Kitap Yorumu: Kardeşimin Hikâyesi || Zülfü Livaneli



Kardeşimin Hikâyesi
Zülfü Livaneli

Tür: aşk, dram, gizem
Sayfa: 330
GR Puanı: 3.92
Çıkış: 2013 Nisan
Puanım:

İlk Cümle
Mantıksız geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum.

Daha önce Zülfü Livaneli'nin tek bir kitabını okumuştum, Serenad, ve bayılmıştım. 2013'ün ilk aylarında Kardeşimin Hikâyesi de bu yüzden ve elbette aldığı olumlu yorumlardan dolayı radarlarıma yakalanmıştı. Geçenlerde okuoku alışverişimde en sonunda arzuladığım kitabıma kavuştum. Bugün başlamak esti birden, kapağını açtım ve okumaya başladım.


Ahmet adlı 50 yaşlarında münzevi ve kitap kurdu bir adamın rutin hayatı telefonunun çalması ve genç, güzel, şen şakrak bir kadının evinde öldürüldüğünü duymasıyla son buluyor. Ancak daha bu ilk sayfalarda Ahmet'te sorun olduğunu fark etmek gerek, Mor tavşanlar pek de günlük hayatta rast gelinecek yaratıklar değil çünkü. Ahmet'in ufak bir sorunu daha var; insanlara dokunmuyor. Bu bir tür hastalık. Kimseye dokunmuyor, kimseden de ona dokunmamasını istiyor. (Bana Dokunma diyorum buradan size.)

Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık? 

Sayfalar yavaş yavaş ilerliyor ve gazeteci bir kız geliyor kadraja. Meraklı ve genç bu gazetecinin ifadeli dudakları Ahmet'in ilgisini çekiyor, hem de çok. Arzu Hanım'ın cinayetinin peşinde olan bu toy gazeteci, Ahmet Bey'in ağzından laf almaya çalışırken kendisi bir kurban oluyor ve edebiyata, insan davranışlarına önem veren Ahmet'in anlattıklarına kapılı veriyor. Önce evin bakıcısı ve Ali Bey arasındaki ilişkiler irdeleniyor; her şeyden bahsediliyor bu konuşmalarda. Biz de kanser olmaya başlıyoruz yavaş yavaş. Gazeteci kızımızda aslında pek memnun değil bu gidişattan. Gidip gidip geliyor Ahmet Beyin evine ama merak işte.

Ahmet Bey'de Arzu Hanım'ı son görenlerden, çünkü o gece evde bir sergi-parti verilmiş ve Ahmet Bey de evden en son çıkanlardan biri. Savcı onunla görüşmek istiyor. Ahmet gidiyor ancak Savcı ondan şüpheleniyor ve hapise atılıyor, ertesi gün mahkemeye çıkıyor ve salınıyor.

Günler böyle geçiyor, gazeteci kız geliyor gidiyor. Bizimki ona her geldiğinde bir hikaye anlatıyor. Onunla oynuyor. Genç gazeteci ise merakına yenik düşüyor. Arzu Hanım'ın evinde yaşayan bakıcı ise tutuklanıyor. Ancak dava hâlâ kesinleşmiş değil. Kimin katil olduğu havada. Bariz bir suçlu var ama o da çok gerçek gelmiyor.

Ahmet kızın ilgisini çekmek için kardeşi Mehmet'in hikayesini anlatmaya başlıyor. Geçmişinden, ailesini nasıl kaybettiğinden... Bu arada da dedektiflerimiz bir yandan soruşturmayı takip ediyorlar; Çok yavaş ve eziyet verici bir biçimde. Bu hikayenin bitmesi günler alıyor, kızın sakatlanmasına ve Ahmet'in duygusuzluğunun boyutlarını sınayan bir seviyeye ulaşıyor. Mehmet'in aşkını anlatıyor bize Ahmet. Olga'yı nasıl gördüğünü, onun nasıl cennetten düşmüş bir melek gibi güzel oluşunu ve kimsenin onun etkisinden kurtulamadığını... Ve feci sonu...
Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısına yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayette, intihar da.
Rusya'ya uzanan yürek burkan bir hikâye. Biz Mehmet'in hikayesini dinlerken meraktan ölüyoruz ve Ahmet'in ne kadar sorunlu olduğunu daha da iyi anlıyoruz. Gazeteci kız ise biziz aslında. Hem merak ediyoruz hem de kendimizi alı koyamıyoruz. Belki de bu yüzden adını çook sonraya kadar duymuyoruz.

Kitabı çok ama çok sevdiğimi söylemek istiyorum; meraktan çatlatsa da Serenad'dan bile çok sevdim. İkisini karşılaştırmam gerekirse Serenad'ı daha soluk ve tahmin edilebilir bulmuştum. Livaneli, Kardeşimin hikayesinde merakı tavan yaptırarak bu solukluğu da engellemişti. Sonunda neler olacak diye kendimi paraladım. Arada lanetlerde okudum ona. Biraz sadist bir yönü yok değil.

Ahmet'in kitaplar hakkındaki bazı görüşlerine katılıyorum, bazılarını kınıyorum. Buradan tek tek yazmayacağım ama... Kitapta en çok hoşuma giden ise evin bir kütüphane olması. Her kitap kurdunun hayali...

Hayatın tek gerçek yanı kurgudur, yani hikâyelerde anlatılanlardır.

Ahmet'in hayaller gördüğünü yukarıda söylemiştim. Onların hikayede önemli ip uçları olduğunu unutmayın, ayrıca Mehmet'in eve geldiğinde kimsenin onu görmüyor oluşu çok şüphe uyandırıcıydı benim için. Ahmet'in ders verdiği Muarrem'in ise hastalanması bana çok Suç ve Ceza'yı hatırlattı. Bunların hepsi birleşince sağlam bir fikrim oluştu kitabın sonu hakkında ama şok olduğum birçok da şey gelişti. Yüreğim ağzımda bayılarak okudum. Bir yerde Gazeteci kızın Ancient Mariner olacağını bile düşündüm. Bir gazeteci olarak bence çok uygundu bu. Hatta belki de oldu bile, olayın çözülmüş olması onun bu hikayeyi dinleyen ilk kişi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şöyle bir bakarsak kitabın bir sahnesinde kucak makinesinin  derecesini arttırışı kızı öldürmek isteyişinden kaynaklı. Onunla yakınlaştığını biliyordu ve bunu engellemek istedi. Hikayesini anlattı ve kızın bunu anlatma zamanı artık. Belki de gitmesinin nedeni ihanet ettiği düşüncesiydi. İtiraf zamanı? Yükünü bıraktı ve uçma, özgür olma zamanı?

Bazen yazarların kafalarına girip neyi nasıl, niye ve hangi amaçla kelimeleri yazdıklarını öğrenmek istiyorum. Haklı mıyım öğrenmek; egolarından arınmış biri değilim.

Kitabın sonu ise yorumsuz benim için. Arzu'nun cinayeti ise sadece bir bahane olarak aklımda kaldı. Onun yerine başka bir şey de olabilirdi. Delirmek bu olsa gerek. Okurken hem meraktan çatlayacak hem de üzüleceksiniz, bir insanın başına bu kadar kötü şey neden gelir diye sorgulayacaksınız kendinizi. Bazen ihanetin en beklenmedik yerden gelişi ve aşkın nelere kadir olabileceği de kafanızı yoracak. Kimin gerçek kimin hayal olduğunu anlamakta zorlanacaksınız ve suçlunun kimliği sizi merak içinde bırakacak. Tek kelime ile harika!

Ahmet'i Sherlock ve Sheldon (The Big Bang Theory) ile çok karşılaştırdığımı da ek olarak vermek istiyorum. dokunmak, fikir yürütmek, bariz bir zeka, dedektif ve cinayet, kıyafetleri dereyece göre ayarlaması... Ufak detaylar tuhaf karakterleri yaratıyor.

Kitabın kapağı ise Magritte'nin The Lovers tablosu.


Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

14 yorum:

  1. Cessie Balık19.5.14

    Ben sapık gibi bir sürü yorum bırakıyorum ama sapık değilim. Oturdum sıra sıra okuyorum sadece yazılanları :) Çok merak ettiğim bir kitap. Kimisi güzel dedi, kimisi kötü dedi. En sonunda alıp okuyacağım sanırım.

    YanıtlaSil
  2. İstediğin kadar bırakabilirsin Cessie. Teşekkürler. ♥ Ben çok sevdim.

    YanıtlaSil
  3. Cessie Balık19.5.14

    Ay teşekkür ederim. Gerçekten biraz tuhaf olacak diye düşünüyorum. Bu günlerde biraz talan ediyorum kitap bloglarını :)

    YanıtlaSil
  4. TC Gülcan Şimşek5.6.14

    harika bir kitap keyifle okudum nerdeyse elimden hiç düşmedi 3 günde bitirdim oldukça sürükleyici ve heycan verici şiddetle tavsiye ederim..

    YanıtlaSil
  5. merve13.8.14

    Hayatımda okuduğum en mükemmel kitap böyle bir kitabı bir Türkün yazmış olması gerçekten çok güzel daha iyisi olamaz kanaatindeyim

    YanıtlaSil
  6. nasıl mükemmel dersiniz böyle bir kitaba heleki Serenad la kıyaslanamaz.Bana göre vakit kaybıydı !

    YanıtlaSil
  7. Benim görüşüm, benim fikrim. Böyle agresif bir tavır takınmaya gerek var mıydı?

    YanıtlaSil
  8. Melike Özbek23.10.14

    Sen ne anlarsınki kitaptan??

    YanıtlaSil
  9. kardlen7.12.14

    çooohoşş bi kitaptı olumsuz yorumları hakettiğini düşünmüyorum

    YanıtlaSil
  10. Bence kitabın kapağı Olga ve Mehmetti çünkü birbirlerini doğru dürüst tanımadan hatta hiç bilmeden bi ilişki başladı aralarında. İkisi de hem birbirinin yüzünü göremiyor hem kendi yüzlerini göstermiyorlar.

    YanıtlaSil
  11. kartalmami11.1.15

    Benimde hayatimda okudugum en ii kitap

    YanıtlaSil
  12. sumeyra2.2.15

    Arkadaslar bu kitaotan bi karakter secip onun yerinde olsaydiniz ne yapardiniz ayni seyi mi yapardiniz yoksa baska bsii mi yni nasil yapardiniz benim odevim var ve ben okumadim bana yapar misiniz?

    YanıtlaSil
  13. NURAY kara6.3.15

    Kesinlikle okunması gereken, hatta üzerine hayli söyleşi yapılabilecek bir kitap olmuş. Kurgusu, karakterleri çok iyi yansıtmış. Zaman kaybı diyen arkadaşlar emeğe saygı diyorum size. Örneğin; pişireceğimiz basit bir böreği bile beğenmeyen olsa burun kıvıracak bizler koskoca yazılmış bir kitaba zaman kaybı asla diyemeyiz... Kapak fotoğrafı çok anlamlı olmuş. Her olay döngüsünde hep 2 kişi ve o 2 kişi arasında geçen olaylar zinciri. Ahmet-Gazeteci Kız, Mehmet-Olga...... Her kezin ortak noktası ise iletişim. Kapakta vurgulanan yakınlaşmanın ötesinde gizli kalmışların sözcüklere dökülme-dökülmeme durumu. Neyse anlatabildim mi bilemedim. Okuyun.

    YanıtlaSil
  14. Kiitabın asıl ana fikri: "insan duyguları olmadan yaşayabilir mi?"dir.Tüm kurguda bunun üzerine kurulmuştur.

    YanıtlaSil