13 Nisan 2014

Kitap Yorumu: Kırmızı Pazartesi || Gabriel Garcí­a Márquez

Kırmızı Pazartesi
Gabriel Garcí­a Márquez

Tür: Klasik, magical realism
Sayfa: 107
Goodreads puanı: 3.92
İlk çıkış: 1981
Yayınevi: Can Yayınları
Orijinal Ad: Crónica de una muerte anunciada
Puanım:

Kolombiyalı büyük yazar Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Hem Kolombiya'da, hem de yayımlandığı dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülkede sarsıcı etkileri olmuş bir roman. Usta yazar, çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planını değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin portesini de çiziyor. Böylece, sonuna dek ilgiyle okuyacağınız bu kısa ve ölümsüz roman, bir toplumsal ruhçözümü niteliği de kazanmış oluyor.
Marquez'ın Kolombiyalı olduğunu bilmiyordum. Bu hikayeyi aslında yaşadığını hiç bilmiyordum. Kendisini duymuştum elbet; o kadar da cahil değilim. Her zaman içimde şu adamı da bir okusam diye geçirmişimdir. Orhan Pamuk ve Elif Şafak da var bu listede. Daha ünlü kitapları yerine Kırmızı Pazartesi'yi seçme nedenim ise Simay'dan (Zimlicious) bana bir kitabını önermesini talep etmiş olmam. Bu hikaye onun favorisi. Kitabın ilk cümlesini de bana atmıştı hatta. Cümleyi ilk okuduğumda da bir karmaşa olduğunu fark etmiştim. Hala da öyle düşünüyorum. Yazar mı öyle yapmış yoksa çeviride mi sorun var hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Sandığım şey ise Santiago Nasar'ın o gün psikoposu öldürmek için kalkmış olmasıydı. Olay böyle gelişmiyor tabii. Alakası bile yok.

Kitabın ilk sayfalarında o gün Santiago Nasar'ın öldürüleceğini öğreniyoruz. Asıl sorun kimin öldürdüğü de değil. Tüm kasaba o gün katilin ikizler olacağını ve Nasar'ın öldürüleceğini biliyor. Neden öldürüldüğü ise çok geçmeden aydınlanıyor. Burada asıl sorun kimsenin bir şey yapmaması ve Nasar'ın insanları pek ciddiye almaması diyebiliriz. Aslında töre olmasaydı ne ikizler katil olur ne de Nasar ölürdü. Her zaman toplumun kuralları ile yönetiliyoruz. Sosyal yaratıklarız. Burada olsa kadın her zaman suçlu bulunur, bedelini de o öderdi. O yönden değişik buldum aslında. Yer yer bana Yeşil Yol'u hatırlattı.

Nasar'ın suçluluğu da şaibeli üstelik. En azından anlatıcıya göre. Onun davranışları kitabın başında ve sonunda farklı farklı sunuyor. Tarafsızlık denilebilir. Ortada bir suç var ve gerçekler su yüzüne çıkarılmaya çalışılıyor. Gerçi çıkarılacak ne var ki? Tüm kasaba biliyor.

İkizlerin yardım çığlıkları resmen kulaklarımda çınladı. Vahşi bir yanı da var romanın, hem cinayet kısmı detaylı anlatılmış hem de arada ufak sahneler de var. Sansürsüz bir kitap. Dünyada neden büyük etki yarattığını anlamak güç değil.

İlk başlarda biraz durağan ama sonrasında oldukça heyecanlı ve bir solukta bitirilebilecek bir kitap. Benim batıl inanç diye adlandırdığım kehanetlerle ve ön görülerle ince ince döşenmiş; gerçek olduğunu öğrenince ise bizim kan davasını direkt aklıma sokan, uzun cümleleri okurken bazen yorulduğum, aklımda yarım kalmış bir hikaye. Detaylarla örülmüş hikayelere bayılıyorum.

Santiago'nun adım adım nasıl öldürüldüğünü,neden öldürüldüğünü merak ediyor musunuz?

Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

7 yorum:

  1. Beğenmene çok sevindim!

    YanıtlaSil
  2. Simm ♥ :D Yüz Yıllık Yalnızlık da sıra. :D

    YanıtlaSil
  3. Kolera Günlerinde Aşk'ı daekle listene <3<3<3<3 *-*

    YanıtlaSil
  4. YüzYıllık Yalnızlıkla beraber ♥ :D

    YanıtlaSil
  5. Kitap Notları14.4.14

    Konuyla ilgisiz olacak ama blogun tasarımı mı değişmiş? Fondaki kese kağıdını beğendim.

    YanıtlaSil
  6. Evet, arka plan ve başlık değişti.Şablonda da ufak tefek şeyler. :)

    YanıtlaSil