2 Ağustos 2014

Kitap Yorumu: Mucizeler Çağı || Karen Thompson Walker



Tür: aşk, distopya, genç yetişkin
Sayfa: 316
Seri: Değil
Orj: The Age of Miracles
GR puanı: 3.64
Puanım
Bir gün 25 saat olsaydı ne değişirdi?
Peki ya 32 saat? 48 Saat? 56 Saat?..
Dünyanın dönme hızı yavaşlıyor...

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

California’da sıradan görünen bir cumartesi sabahında Julia ve ailesi, dünyanın dönüşünün yavaşlamaya başladığını öğrenir. Günler ve geceler gittikçe uzamakta, yerçekimi kuvveti değişmekte ve doğa yok olmaktadır. 11 yaşındaki Julia ve tüm insanları yepyeni
bir dönem beklemektedir.

“Gerçekte ne kadar az şey bildiğimiz hâlâ beni hayrete düşürüyor… Belki de benim ve ailemin başına gelenlerin yavaşlamayla hiçbir ilgisi yoktu. Mümkündü ama zannetmiyordum. Hem de hiç.”

“İşte hayal gücü budur. Karen Thompson Walker dehşet verici bir gelecek ile günümüzün zekice ve güçlü tasvirini bir kurguda başarıyla bir araya getirmiş.”
Amy Bloom

“Karen Thompson fantastik bir düşünceyi işleyip onu çarpıcı bir şekilde gerçekçi kılmayı başarmış.”
Karen Russell



Mucizeler Çağı bir kaç aydır kütüphanemde duruyordu, okul dönemi olduğu için zaman yaratamadığımdan "yazın okunacaklar" listeme girmişti ve bir hedef daha başarıldı.

Zamanın hem çok önemli hem yetersiz hem de bazen değersiz olduğu bu günlerde, zaman kavramanın tamamen değiştiği Mucizeler Çağı aslında biraz ürkütücü bir hal alıyor. Dünyanın dönüş hızının yavaşlaması günlerin saatlerinin uzamasına neden oluyor ve biz 3 kişilik çekirdek bir ailenin tek kızının gözünden bu yeni zamanın insanları nasıl etkilediğine tanık oluyoruz.

Julia 11 yaşında oldukça sakin bir kız. Günlerin uzaması ile beraber önce dünyadaki tüm insanları bir korku ele geçiriyor ve belirsizlik onların ruh hallerini de etkilemeye başlıyor. Felaket tellalları dünyanın sonunun geldiğinden bahsediyor ve hükümetin, günlerin uzamasına rağmen, 24 saatlik zaman dilimine devam etmesi insanları iki gruba bölüyor. Gerçek zamana uyanlar ve 24lik zamana uyanlar. Bu bir derece normallik sağlıyor ve Julia'da okula devam ediyor bazen okul zamanı gece bazen gece zamanı gündüz oluyor. Ve bu gelişme insanlarda Sendrom denilen bir hastalığa neden oluyor.

Gün geçtikçe yalnız kalan Julia ise gittikçe içine çekiliyor, buna evdeki sorunlar ve yanlızlığı da ekleniyor. Üstelik hoşlandığı çocuk olan Seth'in ondan yana bakmaması da pek moraline yardımcı olmuyor.


Kimi zaman ölüm hayatın ispatıydı. Bazen çürümenin sonunda her şey yeniden başlardı.

Kitabın tümü çok durgun, öncelikle bunu söylemeliyim. Karşınızda bir kıyamet karşısında savaşalım tarzı bir distopya bulmayacaksınız. Zaten savaştığınız zaman olunca bu da biraz imkansız gibi bir şey. Her şeye Julia'nın gözlemlerinden ve oraya buraya yerleştirdiği düşüncelerden tanık oluyoruz. O hiç korkmasa da siz için için o korkuyu hissediyorsunuz. Ya bize de olursa aklınızdan hiç gitmeyen bir düşünce. Karen'ın yarattığı bu dünyayı sevdim, bence böyle olmaz dediğim yerlerde vardı elbette ama bu versiyon da çok gerçekçi ve inandırıcı. Kitabın sonu ise oldukça üzücüydü.

Kitapta en çok Julia'nın babasına sinir oldum. Seth'in halleri de beni ara sıra sinir etti. Kitabı durgun bulmama rağmen ise sevdim. su gibi akıyor, hele ciltli olduğu için daha da bir hoş okunuyor. "wink wink"

Çevirmenin ojeye cila, asetona cila çıkarıcı, eyelinera rimel demesi ise kitapla ilgili beni rahatsız eden tek şey diyebilirim.

Aksiyonsuz, rahat okunabilecek bir kitap arıyorsanız ve biraz da paranoyak olmak, size de öneririm.

Kitabın diğer kapakları


Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

3 yorum:

  1. Parşömen Hırsızı2.8.14

    okuyayım mı diye çok arada kalmıştım en iyisi okuyayım :D

    YanıtlaSil
  2. Umarım sen de seversin! :D

    YanıtlaSil
  3. Ezgi Karaduman2.11.14

    Sonu beni bu kadar ağlatan başka kitap okumadım

    YanıtlaSil