19 Mart 2016

Kitap Yorumu: Dorian Gray'in Portresi || Oscar Wilde

Dorian Gray'in Portresi
Oscar Wilde

Tür: Klasik
İlk Çıkış: 1890
Sayfa: 190
Puanım:

Olağanüstü güzellikteki bir genç adamın, çekiciliğinden aldığı güçle zaman içinde yozlaşmasını anlatan Dorian Gray'irı Portresi, yayımlandığı zaman okurları da eleştirmenleri de derinden sarsmış ve Oscar Wilde isminin edebiyat tarihine kazınmasına neden olmuştur. Fakat günümüzdeki baskılarda temel alman metin, kitabın ilk olarak Lippincott's Monthly Magazine'de çıkan ve tepki çektiği için dergi editörleri ve ardından bizzat Wilde tarafından sansürlenen halidir.

Nicholas Frankel'ın editörlüğünü yaptığı bu baskıda, Dorian Gray'in Portresi'nin 1890'da dergiye teslim edilen sansürsüz nüshası esas alındı. Böylece Dorian Gray'in hikâyesi, "düzelti" adı altında hoyratça yapılan budamalardan, "ahlaksızca" olduğu düşüncesiyle "yumuşatılmış" ifadelerden arındırılıp, ilk defa Wilde'ın asıl kurguladığı biçimiyle hayat bulmuş oldu.



Oscar Wilde'in tek romanını uzun zamandır okumak istiyordum. Bir yerlerde gezerken (ki hep gezerim :P) Everest Yayınları'nın sansürsüz ve çeviri ödüllü bir basımını gördüm ve böylelikle aldım. Hem çevirisine bakmak hem de sansürlenmiş bu kitabı okumak bence ilginç bir tecrübe olacaktı. Elbette konusuna falan bakmadım. Böyle şeylerle hiç uğraşmam. Okurken öğreniyoruz zaten, değil mi?

Kitabın adından da anlamamız gerektiği gibi, bir portre ile alakalı. Ve bununla bağlantılı olarak da sanatla. Ben sansürsüz okuduğum için kitapta neyin sansürlendiğini bilemiyorum ama şu an azçok tahminim var. Bir yerde okudum, zamanında editör 500 kelimeyi toplumun ahlakına uymadığı için metinden çıkarmış.

Kitabın kahramanı Dorian Gray. Kendisi altın saçlı, melek gibi bir adam. En azından görünüşü öyle. 20'li yaşların başında ve bir ressamın kendi portresini yapmasıyla, ne kadar güzel olduğunu ve zamanla bu güzelliğin solacağını fark ediyor. Henry adlı pislik bir adamın yardımıyla elbette. Bu adam kadar insanın aklıyla oynayan başka karakter göremedim. İşin garibi, okurken ona hak veriyorsunuz. Ve bir dilekte bulunuyor.

Güzellik, sanat ve sanatın kime ait olduğuna kafa yordurtan bir kitap. Ve elbette gençlik. Henry'e göre insanın korkması gereken gençliğin solup gitmesi. Ve Dorian da bu farkındalığa erişiyor. Her gün yaşlandığının... Bu adamı öyle bir yozlaştırıyor ki, ancak ve ancak kitabı okuduğunuzda anlayabilirsiniz. Sapkın bir zihin görüyorsunuz. Vicdansız ve bencil. Resmen okurken karabasan gibi üzerime çöktü.

Kitapta sanırım ince ince alaylar, birbirine sataşmalar ve karakterlerin dürüstçe, çoğu şeyi açık ederek bir biriyle konuşuyor olması ilgimi çekti. Henry ile Basil'in konuşması mesela. Bu özgürlük sanatçı ruhun verdiği bir şey mi? Ben sanmıyorum ki böyle bir şeyi açık açık konuşabileyim. (Bu kısmı anlamadı.)

Ah bir de unutmadan, insan güzelse, büyüleyiciyse bu gerçekten bu bir ayrıcalık. Toplum gerçekten de onları ayrı kefeye koyup el üstünde tutuyor. Siz siz olun, güzel olun. Yoksa haliniz içler acısı.(!) Sonuçta insanın iç güzelliği yüzüne yansır... Değil mi? Değil mi?

Sonuç olarak, kısa olsa da başımı ağrıtan bir kitap oldu. Ve çok eğlendim okurken. Çevirisi de su gibi. Aklımda kalan tek bir şey var: Bir insana bencil derken iki kere düşüneceğim. Bu kitap kesinlikle bir kere daha okunmayı hak ediyor.

Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

0 Yorumcuk:

Yorum Gönder