21 Haziran 2016

Kitap Yorumu: İkna || Jane Austen

Tür: Klasik, aşk, kurgu
Sayfa: 249 (Oxford World's classics)
Goodreads puanı: 4.13
Çıkış:1818 (ilk), 2004 (Oxford)
Puanım:
Jane Austen, gündelik yaşamın aleladeliği içindeki sıradan insanı, gerçekçi bir bakış açısıyla ele alarak romanı 'modern' bir türe dönüştüren ilk yazar olarak kabul edilir. Austen, tüm romanlarında İngiliz orta sınıf yaşamının detayları, evlilik, aile, miras gibi konuları, ayrıcalıklı bir mizah anlayışıyla kaleme alırken, yarattığı olağanüstü kadın karakterlerle toplumsal çevreleri arasındaki gerilimi ustalıkla yansıtır. Onun sade ama eleştirmenlerce kusursuz olarak nitelenen, katmanlı, sağlam yapılı romanları ve günümüz insanına son derece yakın, renkli karakterleri zamanlarının ötesine geçerek klasikleşmiştir. Jane Austen'ın romanları defalarca sinemaya uyarlanmış ve aralarında Bridget Jones'un Günlüğü'nün de bulunduğu birçok popüler esere ilham kaynağı olmuştur.

Edebiyat tarihinin unutulmaz Jane Austen kadınlarından biri olan Anne Elliot'ın, Yüzbaşı Wentworth'e olan aşkının hikayesini anlatan İkna, yazarın ölmeden önce tamamladığı son romanıdır.(Merkez Kitapları'ndan)

Aslında bu kitabı okuyalı epey oldu. Ben sadece arkasından iki geyik çevirmeyi unutmuşum. (Hiç de hatırlatmıyorsunuz, çok kırıldım.)

Kitabın tanıtımında bile Jane ablamızın en yaşlı kahramanı olduğu vurgulanmış. 20'li yaşlarının sonuna gelmiş kız kurusu! Neyse, bu ablanın başından bir nişan geçmiş zamanında ama bir büyüğünün tavsiyesine uyup olmaz demiş, ne yazık ki aklı orada kalmış. Babasının finansal durumu da kötüleşince, evi kiraya açmışlar (nasıl da küçük düşürücü bir durum abov!) ve bu kişinin ablası da eve çoluk çocuk yerleşmiş. Sonra olaylar olaylar.

Aslında Gurur ve Önyargı ya da Aşk ve Gurur'dan sonra ben biliyordum ki her kitabı sönük kalacak. Yine de okudum. Belki döneme, kişiler arasındaki ilişkilere, adab-ı muaşerete odaklansaydım bu kadar yorulmazdım. Ama öyle yapmadım ve kitap duygudan yoksun, yani olaysız geldi. Ana kahramanları belli olmayan bir dizi izler gibiydim. Bir o yana bir bu yana savrulduk, sonra da ay sıkıldık hadi şunu bir sonuca bağlayalım der gibi de bitti. Elbette olmaması gereken duyguların ipuçları verilmişti. Geçmiş peşimizi bırakmıyordu. Anne Elliot aşkından yanıp tutuşsa da Wenthworth'ün üzerine atlayıp yi beni diyemiyordu. Ama istiyordu. Wenthworth ise biz kızdan diğerine yakıştırılan bir yiğit olarak sürekli gündemimizdeydi. Geçmişte yaptığı hataya da kıl konduramıyordu Anne. Üzgündü. Köpekler gibi pişmandı ama büyüğünün sözünü dinlemişti. Kendisine talipler çıksa da gözü o ilk yiğitten başkasını görmüyordu... Aşkından yıllar içinde solmuştu gül gonca. Ancak yarinin yüzünü tekrar gördüğünde yüzüne kan, tenine can gelmişti...

Neyse tamam tamam. Çok geyik yaptım. Şöyle bir iki cümlede de ne düşündüğümü size anlatıp bir sonuca bağlayayım da yorum adı verdiğim geyiğimi sonlandırayım.

Çok yavaş seyirde kurgulanmış, ikili arasında geçen ilişkiler yerine daha çok geçmişi geride bırakıp ikinci bir şans için debelenmeyi anlatan bir kitap olmuş. Günümüz insanlarının ikinci baharı 50'lerde başlayabilir ama dönemin İngiltere'sinde bu 28 falan oluyor işte. Millet ne der kaygısı, aman hanımlıktan ödün vermeyelim düşüncesi ve para endişeleri genç kızlarımızı bu gibi yanlış kararlara itebiliyor elbette. (Gene mi geyik? Gene mi olmadı?)

Sonuç olarak fena değildi. Ancak benden bir tavsiye, eğer Jane Austen kitaplarının tadına varmak istiyorsanız, lütfen Gurur ve Önyargı'yı en son okuyun, çünkü ondan sonra her şey yalan.



Beğendiniz mi? Paylaşın! :)

0 Yorumcuk:

Yorum Gönder