11 Kasım 2016

Kitap Yorumu: Sonsuza Kadar || Susanna Tamaro

Tür: Sevgi, Kurgu
Original Adı: Per Sempre
Sayfa: 160
Seri: Yok
Çevirmen: Eren Cendey
Yayınevi: Can
Goodreads puanı: 3.68
Puanım:

Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir.
“Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor...”
Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk...
Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır.
Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Nora’nın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır...
Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor...


   YORUM    

Sittin sene önce, Susanna Tamaro'nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'ini okumuştum. Detayları aklımdan silinip gitmiş ama o kitabı sevmiştim. Bu yüzden de D&R'ın beş liralık indiriminden, bir kaç yıl önce Sonsuza Kadar'ı almıştım.

Bence Susanna Tamaro kitapları, her ne kadar kısa olursa olsun, bir oturuşta biten kitaplar değil. İçinde düşünmeye iten, bazen can yakan yerler oluyor ve bence insanın bir durup bunları sindirmesi gerek. Çünkü bize bizi anlatıyor. Nedenleri, tepkileri. Acıları. Mutlulukları. Yıkımları.

"Ben sana bağlı kalmak istiyordum, sensiz neşe olmazdı ki."

Bu kitapta, münzevi olmuş bir adamın nasıl olup da münzevi olduğunu okuyoruz. Çocukluğunu, gençliğini, orta çağını okuyoruz. Bu adamı bu hayata iten bir şeyler var, bu her satırdan belli. Okudukça onu tanıyıp başına neler geldiğini, nasıl olup da bu hayatta çözümü bulduğunu okuyoruz. Okudukça, yıkımına tanık oldukça ondan nefret de edebilirsiniz. Ben ettim. Ama bu nefretin ardında anlayış da var. Sonuçta adamın kırılgan, naif, düşünceli bir karakteri olduğu başından beri bizlere verilen bir şey.

"Bir keresinde bir kişi bana şöyle bir soru sordu: "İnsan nasıl böyle bilgeleşir?"
"Cehennemin içinden geçerek," diye yanıtladım onu. "Yükseğe çıkabilmek için önce çok alçaklara inmek gerekir.""

Yürek burkan bir kitap. Tanrı'dan, insandan, ufak büyük her yaratıktan öyle ya da böyle bahsediliyor. Yozlaşmadan da öyle. Dinin nasıl da insanlar tarafından içsel değil de, yüzeysel algılandığını da uzun uzun anlatıyor bence. Yukarıda da dediğim gibi, bize bizi anlatıyor. Bizi şimdiden soyutlamayıp daha çok derinlere götürüyor. Sevgiyi tattırıyor ve nihayet affı ve kabullenişi de veriyor. Bir insanın nasıl en kötüsünü yaşayıp da yolunu bulabileceğini anlatıyor. Umut dolu bir kitap esasen. Bir çıkış yolu veriyor hepimize.

"Benim ve annenin arzusu sonucunda var oldun; şimdi nasıl olur da seni kucaklayamayacağım, çocukluğundaki gibi elini tutamayacağımı ve birlikte yürüyemeyeceğimizi düşünebiliyorsun?"

Bu cümle beni ağlattı işte.

Yorumu buraya kadar okuduysanız, zaten sevdiğim, hatta bayıldığım bir kitap olduğunu anlamışsınızdır. Kesinlikle okumanızı öneririm.

0 Yorumcuk:

Yorum Gönder